Geçtiğimiz cumartesi dostlarla bir yemek yaptık. Sıkça yaptığımız bir şeydi bu ancak bir takım nedenlerle bir süredir bırakmıştık. Yemeği önceden belirliyor, reçetesini çıkarıyor, püf noktalarını ve pişirme özelliklerini tartışıyorduk. Anlayacağınız yeme ve içme meraklıları için hafatada bir ya da 15’te bir yapılan bir toplantıydı. Uzun süreden sonra ilkini geçtiğimiz hafta yaptık. Çiçekli köy Bademde.
Bu cumartesi konumuz İzmir mutfağıydı. Hani şu “kent mutfağı” olarak kategorize ettiğimiz, kökü tarihin çok derinlerine kolları ise dünyanın dört bir köşesine en eski uygarlıklarına uzanan, globalizmin tektipleştirici ve yıkıcı istilalarına tüm gücüyle direndiğine inandığımız, çok kültürlülüğün sentezi, zengin ve rafine mutfak. Bu mutfaktan seçimimiz önce fener balığı olsa da bazı aksiliklerden dolayı tercihimizi kirde kebabından yana kullandık.
uzun süredir planlıyorduk, sonunda gerçekleşti…
Osman abiyle alış verişe çıktık, bittiğinde oh be dünya varmış dedim…
Herhangi bir ürün almak için elimi attığım her şeye “Gökhan bu en iyisidir di mi?” diye sorar mı sürekli bir insan? Osman abi soruyor.
Balık istemişti Osman abi, daha önce gene Bademde yaptığımız tuzda balıktan…
Ama tuzda balığa gelene kadar öncesinde daha başka neler vardı bakın…
Genelde olduğu gibi tam yağlı Ezine ve İzmir tulumu ile başladık.








